Açılış Sayfası YapınSık Kullanılanlara EkleyinE-Mail YollayınArkadaşlarınıza Önerin
AmAzİng CoLOrS - Blogcu



AmAzİng CoLOrS


yokYorumlarImage Hosted by ImageShack.us

Yorum yaz!Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Bağlantı

11/2/2008 - İLGİNÇ BİLGİLER

DÜNYANIN 7 HARİKASI



ARTEMİS TAPINAĞI

Bizanslı Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim." diye yazmıştı.

Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö.800'lü yıllarda Efes'teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis'iyle aynı değildi. Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.

Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal birtaş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşaa edilmiştir. M.Ö.600'lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşaa etti.

Lidya kralı Croesus, M.Ö.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu.

M.Ö. 356'da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas'lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny'ye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333'de Efes'e geldiğinde tapınağın inşaası hala devam ediyordu.

M.S. 57'de St. Paul hristiyanlığı yaymak için Efes'e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve "Yaşasın Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terketti ve Makedonya'ya geri döndü.

262'de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat hristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi.Constantin'in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yokolmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı.

British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapınağı araştırmaya başladı. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum'a götürdü.
1904'de yine aynı müzeden D.G. Hograth'ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir
.

BABİL'İN ASMA BAHÇELERİ

M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar." demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı
Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.

Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.
Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.

Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompa, biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu.

Yunanlı tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte ve 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi.

İstilalar yüzünden sönmeye başlayan şehir, özellikle Pers Kralı Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye başlamış, M.S. 5 ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin, içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.



Ejiptologlar ve arkeologlar, yillardan beri piramitlerin yalnizca ve yalnizca firavun mezari oldugunu iddia ediyorlar. Oysa, I.Ö 2500 dolayinda, henüz tekerlegi bile bulmadigi varsayilan bir ülkenin, bütün kaynaklarini kullanarak bu devasa yapilari yalnizca firavunlarina gösterisli mezar olsun diye yaptiklarina inanmak zor. Hele Giza'daki üç büyük piramitten söz edince, isler iyice "garip" hale geliyor.

1994 yilinda Robert Bauval adli Belçika asilli, çocuklugu Misir'da geçmis bir mühendisin "Orion Mystery" adli sansasyonel kitabi yayimlanana dek, dünyanin bu en gizemli üç anitinin niteligine iliskin ciddiye almaya deger bir teori atilmamisti ortaya. Erich Von Daniken'in spekülatif ve fazla hayalci "uzayli atalar" iddiasi, ancak beylik UFO masallarina malzeme olusturabilecek dayanaklara sahipti. Ejiptoloji ve ortodoks arkeolojinin "piramitler firavun mezaridir" varsayimlari, Misir'da sonraki dönemde insa edilen (ve asla Giza'daki 3 piramidin kalitesine erisemeyen) yapilarda "mezar" düsüncesini destekleyecek bulgulara ulasildigindan ötürü epey saglam görünüyordu. Aslinda ne Khufu'nun, ne Khafre'nin ne de Menkaure'nin piramitlerinde mezar, mumya ya da cesete rastlanmisti ama bu, yaygin inanci degistirmiyordu.

1979 yilinda Kahire'ye yaptigi bir gezi sirasinda Robert Bauval, üç büyük piramitin hizalanisinda bir gariplik farketti. Ilk iki
piramit kösegenlerinden birbirinin tam hizasina yerlestirildigi halde, daha küçük olan Menkaure'nin piramidi, hafifçe sola kaymis gibiydi. Bu muhtesem yapilari yaratabilecek ve ölçülerde asla sasmayacak bir mimariye sahip olan Misirlilarin, üç piramidi ayni çizgi üzerine yerlestirmeyi basaramamis oldugunu düsünmek hiç akla yakin gelmiyordu dogrusu. Bauval, Misir kültürüne, özellikle de dinine merakli biriydi. Bütün antik uygarliklarda oldugu gibi eski Misir'da da tapinaklarin belli yildizlara göre hizalandigini, oriyentasyonlarinin "gündönümü" ya da "ekinoks"lara yöneltilmis oldugunu iyi bilirdi. Misir'da en belirgin ve baskin kült, Osiris kültüydü ve bu tanri, Orion takimyildiziyla simgelenirdi. Bauval bir gün gökyüzünü izlerken, Orion'un merkezindeki en önemli üç yildizin, Alnilam, Alnitak ve Mintaka'nin, ayni Giza piramitlerinde oldugu gibi bir hiza sapmasina sahip oldugunu farketti: Ilk iki büyük yildiz, Alnilam ve Alnitak dogru hizadaydi ama üçüncü ve en küçük yildiz olan Mintaka, hafifçe sola kaymisti digerlerine göre.

Bu bulgu, astronomi destekli yapilan gözlemlerle Giza piramitlerinin Orion Kusagi olarak bilinen üç yildizin yeryüzündeki kopyasi olarak insa edildigini ortaya koyuyordu ve Misir yildiz dinini bilenler için hiç de sasirtici degildi. Misirlilar, yeryüzünü ve yasadiklari topraklari, gökyüzünün, yani ölümsüzlüge eristiklerinde ulasacaklari yerin bir kopyasi olarak düsünürlerdi ve
piramit metinlerinden dini yazitlara dek her yerde bu vurgulanirdi. Nil, Samanyolu'na denk geliyordu Misir yildiz kültünde. Samanyolu'nun çevresindeki özel bir gökyüzü alani, eski Misirlilarin "Duat" diye adlandirdiklari "tanrilarin mekani"ydi; bunun yeryüzündeki kopyasi da Nil'in batisina denk getirilmisti! Bauval'in bulgusunda sasirtici olan sey çok daha baskaydi. Bu üç piramit I.Ö 2600 dolaylarinda yapilmisti ama, Orion yildizinin o tarihteki gökyüzü konumu, Giza'daki piramitlerin konumundan 45 derecelik bir sapma gösteriyordu.
Bauval, bir bilgisayar programi (SkyGlobe 3.2) yardimiyla, Orion ile piramitlerin bire bir ayni dogrultuya yerlestigi tarihi aradi ve karsisina I.Ö 10.500 tarihi çikti! Isin ilginç yani, bu tarih Orion takimyildizinin presesyon (terimler için lütfen sözlüge bakiniz) döngüsünün en alt noktasina rastliyordu.

Eski Misir kültünde, "ilk baslangiç" olarak anilan bir dönem oldugunu biliyordu Bauval: "Zep Tepi" olarak adlandirilan bu dönem, Misirlilarin ülkelerinin tarihini anlatirken, "Misir'i tanrilarin yönettigi mutlu dönem" diye söz ettikleri bir dilime de denk geliyordu. Binlerce yil önceyi anlatiyordu bu sözcük. Acaba Misirlilar piramitleri insa ederken, çok eski bir dönemi anmak üzere, Orion'un I.Ö 10.500'deki yerlesimini mi seçmislerdi master plan olarak? Bundan 4500 yil önce, presesyon hesaplari bile yapacak biçimde astronomi bilgisine nasil sahip olmuslardi? Yoksa bundan 12000 yil önce varolan bir uygarligin geride biraktigi izleri mi görüyorduk Misir'da? Robert Bauval, 1994'te yayimlanan "Orion Mystery" adli kitabinda bu sorulari sordu ve büyük sansasyon yaratti. Yanitlarsa, hala arastirilmayi bekliyor
.

 

 

İSKENDERİYE FENERİ

Mısır'da İskenderiye Limanı'nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır'ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.

Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.

Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.

İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.

Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302'de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yokoldu.

Üzerinde inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime bir çok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur
.

 

ŞİMDİLİK SADECE 3 TANESİ  DAHA SONRA DİĞERLERİNİDE KOYUCAM !!



yokYorumlarImage Hosted by ImageShack.us

Yorum yaz!Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Bağlantı

11/2/2008 - ÜNLÜLER

SÖZ VER 

inanırdım duyduğum her söze , bir zamanlar saflık vardı
şimdi yerim yok aldanmaya , bir hayat sıradanı kalbim
bana bitmeyen bir tek şey söyle , söyle sonsuza inanayım
bana nasıl seveceğimi anlat , aşk karlı yokuş yorulmayalım

söz ver , durma öyle bana söz ver , bakışına kanmam artık , söz ver
çok zor soru değil bu , hadi çöz ver , birlikte ölecek miyiz ?

inanırdım duyduğum her söze , bir zamanlar saflık vardı
şimdi yerim yok aldanmaya , bir hayat sıradanı kalbim
hadi beni biraz heyecanlandır , yüzüm gülmüyor çoktandır
ben kaybetmekten çok korkarım , tüm alışkanlıklar çocukluktandır

geleceksin belki çok seveceksin
zamanı gelince gideceksin
bir keşkeye daha yer yok kalbimde
birlikte ölecek miyiz ?


söz ver , durma öyle bana söz ver , bakışına kanmam artık , söz ver
çok zor soru değil bu , hadi çöz ver , birlikte ölecek miyiz ?

 

BENCE ÇOK GÜZEL Bİ ŞARKI DİNLEMENİZİ TAVSİYE EDERİM BAYYY!!!

 

FERİDUN DÜZAĞAÇ==>

Feridun Düzağaç’ın 6. stüdyo albümü “Uykusuza Masallar“ı 22 Ocak 2008'de SONY BMG'den çıkardı. FD albümleri içinde oluşumu ve tamamlanması en uzun zamana yayılan albüm olma özelliğini taşıyan Uykusuza Masallar'da sanatçı ''daha az laf ederek, daha çok ve sade anlatım'' özelliğini vurguluyor.
FD, söz yazarlığı ve kelime oyunculuğu noktalarında dinleyicisinden aldığı ve çoğu zaman abartılı bulduğu ustalık yorumlarına inat bu albümü ''az kelam ve yaşamaya selam albümü'' olarak özetliyor.

Feridun Düzağaç, 10 Ekim 1968'de Adana'da doğdu. İl kez Mersin'de bir grubun solisti olarak şarkı söylemeye başladı.

Feridun Düzağaç 10 Ekim 1968'de Adanada doğdu. İlk kez Mersin'de bir grubun solisti olarak şarkı söylemeye başladı. 1988'de aynı üniversitede okuduğu dört arkadaşıyla kendi müziklerini üretmek ve kendi şarkılarını yazmak için kurdukları TINI grubuyla başladı.
Feridun Düzağaç'ın ilk bestesi
Özdemir Asaf'ın Lavinya şiiridir. 1990 yılında yine aynı üniversitedeki 13 amatör şair arkadaşıyla İlk Rüzgar adını verdikleri antolojik formatlı şiir kitabında yazdıklarını yayınladı. 2 yıl uzattıktan sonra ise 1992 yılında Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü'nden mezun oldu. 5 yıllık paylaşımının anısına kaydettikleri TINI demosu, 1994 Kasım ayında Öğrenci İndirimi adıyla Ada Müzik'ten yayınlandı.
1995 Ocak ayında dünya evine girdi. Aynı yılın Aralık ayında babası Salih Mete Düzağaç'ı trafik kazasında yitirdi. Askerde yazdığı şarkılarını topladığı Beni Rahatta Dinleyin albümünü 1997 Ocak ayında, İstanbul'da yazdığı şarkılardan oluşan ikinci solo albümü Köprüden Önce Son Çıkış 1998 Temmuz'unda yayınlandı.

1999'un Kasım ayında baba oldu, kızı Tuya Naz dünyaya geldi. 2000 yılında yayınlanan Bülent Ortaçgil'e Saygı albümüne onun Sevgi şarkısıyla konuk oldu. Tam 33 ay sonra yine tamamen kendi şarkılarından oluşan Tüm Hakları Yalnızlığıma Aittir albümü; 2001 Mayısında Universal Neşe Müzik'ten çıktı. 2003 yılında ise "Orjinal Altyazılı" albümünü çıkarttı. 2004 Ağustos ayında ara albüm ve konser kayıtlarından oluşan Uzun Uzun Feridun Düzağaç'ı yayınladı.

Feridun Düzağaç 2004 yılında 100 den fazla konsere de imza atıp yurdun dört tarafına konserlere gidip büyük bir başarıya imza attı. Ayrıca sanatçı Temmuz 2004 de yapımına başlanan Gece 11.45 adlı film için kolları sıvadı. Film ise Mayıs 2005'de gösterime girdi.

Feridun Düzağaç 2006 yılının başında ocak 4 de ise 5. stüdyo albümü olan Bir Devam Filmi/Siyah Beyaz Türkçe Dublaj'ı çıkartı.

Feridun Düzağaç konser duyurularında, afişlerde ve medyada bundan sonra tıpkı şarkısındaki gibi kısaca “FD“ olarak anılmak istiyor. Üniversite yıllarından beri kendisi için kullandığı bu kısaltmanın bir imaj olmadığının altını çiziyor. “Uykusuza Masallar“ belki de dinleyicisi için yeni ve değişik tatlar barındırıyor. Ama değişmeyen tek şey var; bu şarkılar sıradan ama sahici ve FD imaja hala karşı.

 

 

TARKAN RESİMLERİ

 

 yorumlarınızı bekliyorum..



yokYorumlarImage Hosted by ImageShack.us

Yorum yaz!Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Bağlantı

11/2/2008 - MSN İLE İLGİLİ

MsN NiCkLeRi

1-)sëñ¥
§ëVDîgîM KåDåR ¥å$å§å¥DîM..ôLûM§ûzLûgûñ åDîñî åşk Kø¥åRDıM
2-)
enı evﺂﬠﻩrm
3-)HαβεЯіП ΨоЖ βεП ÕГϋΨояμШ
4-=«« Ằ
گ
ЌĮм گéήì گèυíУǿŕµм »»
5-)УąģмµґĻµ
ک
ǿќàĶĻąŕđá HàЧąţĮмĮ λгıЧǿŗųм...
6-)ÚÏtŕaejdéŔ
7-)P
¥čңסּﻼﺁﱢĽĽ₤ґﻩﻩﻩ№35ﻩﻩﻩ®™
8-)ιиѕαи уα нαуяαи σıυя вαиα...уα ∂üşмαи...
уα нιç уσкмυşυм

gιвι υиυтυя..... уα ∂α çıкмαм αкℓıи∂αи
9-).
ץ
.ą.Ł.й.Į.ž.Ł.Į.ķ ıρ.å.ץ.Ł.å.ş.Į.Ł.м.ą.Ź.
10-)ZǺLiмiή ZuLмu

VǺґگǺ گẽvẽήiή Ǻllah'I VǺґ *
11-)ƒØ®£v£r LòV£
12-)| «¦®G-Uηιтßα¢к¦÷Gαηgѕтα~тнєıяαρмαѕтєя » |
13-)[ρнαтєєн]-[к
şย๓
gяιρ σℓ∂υ]-[∂ιηℓєηιуσяυм]
14-)
є и ط ц ıĸ α ℓ ط í и ط í я τ α и є s í ´ s íи

 

gÜZeL MsN SöZlEri

 

güzelim seni üzerim
yaLnızLıqın adamıyım ! anLa ßeniİ !

deNee ! yanıL

! qöRR ! qeRçeqii qeçmi$i yoqK sayaRaqkK !

'' İnanıyorsan gayırdıklarını, Arkasında Duracaksın...Gerek Yok Cellada Çıkarıldığında

Darağacına, Tabureye Sen Vuracaksın!''

senin maRqKa oLduqunN yeRde etiKeti ben koyarRımmM !
Onun benim için ağladığı her bir damla gözyaşında ben derin sularda boğuldum
^kArAnLıK hApSeDiYoR bEnİ,gÖrEbİlDiĞiM tEk ŞeY,mUtLaK dEhŞeT,

yAşAyAmIyOrUm,ÖlEmİyOrUm,KıSıLı KaLdIm KeNdİ iÇiMdE,kEsİp Al HaYtıMı
[[==>..bho$weR heP ayNı masaL 'hayaT we ßen' i$Te o KadaR..<==]]

[ŠїĿэмїyояѕáη кáяáŁıyacáкѕιη ! ]

biR çıqLıK buLsam ! hiç Susmayan , yaDa biR cümLe beni tarif eden !

Ne Kaldı Geriye Zaten

Bir sürü Boş HaTıRa..Yaşamak DeğiL ki Bu GörüntüLer VaR AdeTa!!

BiR Lodos Lazım Şimdi Bana,BiR Kürek bir de Kayık..Söverim gelmişine geçmişine Ayıpsa AyıP LeNNNN!!

Dost Dediğin ; Dost Ağlayınca Seninde Ağlaman Değil !! Dost Dediğin ; Dostun Ağlayınca Senin Kafana Kurşun Sıkman Gerektir . . .


GönLüm kırGın ve yaraLı, Seni unuttum sanma bu gönüL Sana haLa SevdaLı ama bu yürek Seni bir daha anmayacak kadar Yalnız Prens

ÇoK öZüR DiLiyOrUm Sana Dokunduğum iÇiN... ÇoK öZüR DiLiyOrUm gözlerimin gözlerine baktığı iÇiN ÇoK aMa ÇoK ÖzÜr DiLiyOrUm SeNi İnSaN sınıfına KoYuP SeVdİğİm iÇiN..


Bizi Alem bilmez, KaranLık Çöktümü GeceLeRe Bilir..

SaYenDe YoLa GeLdi KaLbim YanLı$ı DoğRuYu Ayırıyor Sen ekSiLeLi HaYaTımDan YüZÜmDe GüLLer aÇıyOr

*Há¥áT ¥íÑé...; qíRíş, qéLíşmé, SoNuÇ.. qíríş ; ÑéDéÑşíZ... qéLíşMé ; úMíTşíZ...§oÑuÇ ; GéRéKşíZ.....

 

YaZıLı aVaTaRlAr

 

                     

 

                   

 

                   

 

                   

 

                   

 

                   

 


 

533ELF ADLI BLOGCU ADLI ARKADASIMA HEDİYEM İNŞALLAH BEYENİRSİN CANIM ...

 


 

 


 

bu banneri yeni yaptım eklerseniz sevinirim ekleyen kişilerin banerleri varsa bende eklerimm saygılarımla mypage--->

 

böyle banner isterseniz yorum yazın !!!

 

 



yokYorumlarImage Hosted by ImageShack.us

Yorum yaz!Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
Bağlantı

11/2/2008 - A.R.O.G

Cem Yılmaz A.R.O.G. ile geliyor


Cem Yılmaz'ın gişe rekorları kıran filmi G.O.R.A'nın devamı olan A.R.O.G. seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. 3 dakikalık fragmanı yayınlanan film, yine çok ses getireceğe benziyor.



25 Ocak 2008 Cuma

Senaryosunu kendisinin yazdığı G.O.R.A'da filmin kahramanı Arif'i uzaya gönderen Cem Yılmaz, A.R.O.G'da da taş devrine gidiyor. "Arif’i taş devrine gönderme fikri nasıl gelişti?" sorusunu Zaman Gazetesi'ne verdiği röportajda Cem Yılmaz şöyle yanıtlamıştı:
'G.O.R.A.’yı çekerken Arif’in, tıpkı Turist Ömer gibi dolaşma potansiyeli olduğunu fark ettim. Evet 'AROG’ta Arif taş devrine gidiyor. Ben tarihin o bölümüne pek inanmıyorum. Ateş bulunmuştur, sonra avcılık ve toplayıcılık dönemi başlamıştır falan diye anlatırlar ya okullarda. Bu anlatım bana komik geliyor. Bunun için de iyi bir malzeme olacağına inanıyorum. Mesela 'GORA’da bir Türk uzaya gitse ne yapar gibi algılandı, oysa ben orada uzaylılar tarafından kaçırılan bir insanın durumunu anlatmaya çalıştım. Tıpkı bunun gibi bugünden taş devrine gitsek ne yapardık; bunun peşine düşeceğim. Çünkü düşününce bayağı bir garip geliyor bana. Ama şunu söyleyebilirim, bu konuda ilk akla gelen şakalar olmayacak. Fikre dayalı bir komedi meselesi var 'AROG’ta. Çok riskleri de var."

Cem Yılmaz'ın G.O.R.A.'nın devamı niteliğindeki filmi A.R.O.G.'un ilk üç dakikası çekildi; sinema salonları ve internette gösterime girdi. Filmde Yılmaz'ın bir bebeği olacak
Cem Yılmaz'ın merakla beklenen yeni filmi A.R.O.G. henüz çekilmedi ama filmin ilk üç dakikası hazır. Fida Film ile CMYLMZ Fikirsanat ortaklığında hayata geçirilecek olan A.R.O.G. filmiyle Türkiye'de bir ilk gerçekleşti. Filmin ilk üç dakikalık bölümü önceki gün sinema salonlarında ve internet sitesinde gösterilmeye başlandı.
Cem Yılmaz'ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini Ali Taner Baltacı ile birlikte yaptığı A.R.O.G.'un ilk üç dakikası tüm Türkiye'de 1300 kopyayla gösterime girdi. A.R.O.G.'un ilk üç dakikasında Cem Yılmaz, Özge Özberk ve Zafer Algöz rol aldı.


Yaratığın doğumu

Üç dakikalık tanıtım filminde, "Çeku" (Özge Özberk) doğum için hastaneye yatıyor. Arif de (Cem Yılmaz) doğumu videoya çekiyor. "Çeku", uzaylı benzeri bir yaratık dünyaya getiriyor. Doktor yaratığı eline alır almaz "Arif"e fırlatıyor. "Arif", "Ne de olsa o benim çocuğum" diyerek çocuğunu sahipleniyor ve kulağına adını üflemek için eğiliyor.
"Arif" üç kez "Kamuran" dedikten sonra, yaratık çocuk bir vampir gibi babasının boynunu ısırıp koparıyor. Yılmaz, kan ter içinde "Çeku" ile paylaştığı yataktan fırlıyor ve kötü rüya bitiyor. Yılmaz su içmeye giderken o yaratığın oyuncağını odada görüyor. Sonra her yanını o yaratığın gölgesi sarıyor.

 

Yaratığın doğumu

Üç dakikalık tanıtım filminde, "Çeku" (Özge Özberk) doğum için hastaneye yatıyor. Arif de (Cem Yılmaz) doğumu videoya çekiyor. "Çeku", uzaylı benzeri bir yaratık dünyaya getiriyor. Doktor yaratığı eline alır almaz "Arif"e fırlatıyor. "Arif", "Ne de olsa o benim çocuğum" diyerek çocuğunu sahipleniyor ve kulağına adını üflemek için eğiliyor.
"Arif" üç kez "Kamuran" dedikten sonra, yaratık çocuk bir vampir gibi babasının boynunu ısırıp koparıyor. Yılmaz, kan ter içinde "Çeku" ile paylaştığı yataktan fırlıyor ve kötü rüya bitiyor. Yılmaz su içmeye giderken o yaratığın oyuncağını odada görüyor. Sonra her yanını o yaratığın gölgesi sarıyor.


<- Son SayfaSonraki Sayfa ->